– Ben bir önceki neslinden iki delikanlısını su sporlarına şehit vermiş bir aileden geliyorum. Çocukluğum ve gençliğim Adalar’da ve Boğaz’da geçti. Bir deniz aşığı olarak ülkemizde su sporlarının gelişmesinde yaşanan ağır sıkıntılardan payıma çok şey düştü. Balıkçılık dışında kürek, yelken, windsurf, balık adamlık ve yüzme sporlarını büyük bir şevkle yaptığım istanbul sularının iğrenilecek kadar kirlenmesine ve istanbuluun tüm sahillerinin işgaline şahit oldum. Bunlardan öte hayatımda en önemli unsurlardan birisi olan kürek sporuna belediyeler, politikacılar, spor düşmanı klüp yöneticileri ve toplum bilincinden yoksun sahil işgalcileri tarafından vurulan darbeleri yaşadım.

– 1957’de Boğazişi sahil yollarının inşaatı sırasında istinye’deki Fenerbahçe kürek kulübü yıkıldı. Oysa bu kayıkhane 1920’lerden beri kürek sporunun beşiği olarak Altınordu, Güneş ve Taksim kulüplerine de hizmet vererek ülkemizde bu sporun beşiğini oluşturmaktaydı. Bu yıkım spor aşkını tatmış olan istinye halkının kürek sporuna olan aşkını söndürmedi ve 1968 yılında Boğaz yolunun kara tarafında eski bir bahçeli ev kürek kulübüne dönüştürülerek spora yeniden başlandı. 1976 yılında Hocam, merhum Sait Deniz Önderli’inde kulübün karşısındaki sahil şeridinde önce kürek iskelesi sonra kayıkhane inşa edildi ve yaz sezonlarında sayısı yüzü aşan gencimiz kürek sporu yapma olanağı buldular, ulusal yarışlarda başarılı neticeler aldılar.

– 1981 yılı Mayıs ayında 12 Eylül belediyeciliğinin şehircilik politikasının acıklı bir uygulaması olarak kulübümüz yıkıldı ve kazanılan alan mezbelelik olarak halkımızın hizmetine sunuldu. Dönemin kürek federasyonu yöneticileri en önemli kulüplerin birisinin ve kürek sporunun beşiği sayılan Boğaz köyünün kayıkhanesinin 24 yıl sonra bir kez daha yıkılmasına ses çıkarmadılar. Bu günün parası ile değeri 100 milyar TL’yi bulan kürek yarış tekneleri (fitalar) kürekler, halterler, barfiksler ve tüm teknik donanımımız yakındaki bir koruda naylondan bir çadıra taşındı ve takip eden aylarda yeni bir kayıkhane kurma olanağı bulunamayınca diğer kulüplere dağıtıldı. Su seviyesinden 10 cm. yüksekteki hususi iskelemiz de 2-3 sene daha dayandıktan sonra yavaş yavaş çekip yok oldu.

– Ülkemizdeki diğer su sporları gibi sporuna ve teknesine aşık insanlar tarafından götürülen kürek sporumuzun en acı kaybı olan istinye örneğinden başka, Beykoz, Samatya, Bakırköy Refiispor, Yarımca ve Karadeniz Ereğli’sindeki kürek kulüplerinin başlarına da belediyeler veya diğer kamu yöneticileri tarafından kötü şeyler getirilerek ve adını üzülerek andığım bu kulüplerimiz de tarihe karıştılar.

– Yakın zamanda Galatasaray Kürek Kulübü’nün Kuruçeşme Adası’ndan taşınmak zorunda kalışının peşinden Fenerbahçe Kürek Kulübü’nün Kalamış Dereağzı’ndaki tesislerinin deniz kirliliği ve seyir kurallarına riayet etmeyen sürat tekneleri ve motor yatların yarattığı tehlikeler nedeni ile kullanılamaz hale gelişi sonrası bu iki kulübümüz de uzaklardaki baraj göllerine sığınmak zorunda kaldılar. İstanbul’umuzun sahillerindeki olumsuz gelişmelerden 1997 yılında Pendik koyunun doldurulması sırasında Beşiktaş Kulübü de payını almıştır. Burada Federasyonun sağladığı binada hizmet veren Beşiktaş Kürek Kulübü denizden 750 metre uzaklaşıverdi ve herhangi bir yeni yapılanma imkanı verilmeyen bu kulübümüzün sporcuları halen hergün denize çıkmak için teknelerini sırtlarında 750 metre taşıyıp antrenman bitiminde yorgun argın yine sırtlanıp geri getiriyorlar. Yelken Federasyonu yetkilileri de sık sık benzer sıkıntıları dile getiriyorlar: “Ülkemizin birçok köşesinde belediyelerimiz deniz sporlarımızın kaleleri olan yelken kulüplerini de birer birer imha etmekteler. ”

– Önemle vurgulamak istediğim diğer bir nokta ise istanbul il sınırları içinde çok kıymetli bazı sahil şeritlerini devletten ‘Spor Kulübü’ ismi altında tahsis ettirmeyi başaran sayısı 10’u aşan kulüplerimizde su sporlarının acıklı durumudur, bunlardan ikisindeki üzücü gelişmeleri de kısaca anlatmak istiyorum.

– Yeşilyurt spor kulübünde bir dönem kürek faaliyetlerine başlamış, doğa koşulları ve toplum yapısı çok uygun olmasına rağmen kürek sporunun gelişmesi yeterince teşvik edilememiş ve genç bir sporcunun denizde kaybı sonrasında kürek sporu tamamen tasfiye edilmiştir.

– Heybeliada Su Sporları Kulübünde kürek takımının kuruluşunun ikinci yılında (1995) dört dalda Türkiye ikinciliği, dört dalda Türkiye dördüncülüğü elde edilmesinden 15 gün sonra yapılan kongrede muhalif grup, kürek teknelerinin sahili işgal ettiğini, güneşlenme alanını daralttığını, kürek iskelesinin çirkin göründüğünü, Heybeliada Su Sporları Kulübü’nün aslnda ‘Spor kulübü’ değilde sosyal kulüp olduğu tezini savunarak ezici çoğunlukla seçimi kazanmış ve hızlı bir şekilde kürek takımını tasfiye etmiştir. Sporumuza yapılan sabotaj bununla da kalmamış, yetişmiş ve yetişmekte olan sporcularımızın başka bir kulüpte spora devam etmelerini engellemek amacıyla 1996 sezonunda transfer izni verilmemiştir. Dönemin kürek federasyonu yönetcileri ise ‘kraldan çok kralcı’ davranarak bu sporlarımıza klasman dışı yarışma hakkı bile tanımamışlardır. Bu kulübümüzden yetişen ve yaşları 13 ila 17 arasında değişen 32 lisanslı kürekçimizin 27’si yarışa çıkamadıkları için sporu bırakmak zorunda kalmışlardır.

Bu iki örnek de siyasal derneklerden cami yaptırma derneklerine, Kanarya sevenler derneğinden spor kulüplerine dek tüm derneklerin tek yasa ile idare edilmesi mucizesini bize bahşeden Dernekler Yasamızın yararlarını görmekteyiz. Son yıllarda devletin Su Sporlarına desteği çok azalmış ve Federasyonlara tahsis edilen bütün tekneler su sporlarımızın geliştirilmesine değil sürdürülmesine bile destek olamayacak kadar kaçınılmıştır. Sponsorluk yasasının da yıllardır beklenmesine rağmen çıkartılamaması kulüplerimizin kaynak yaratma konusunda elini kolunu bağlamaktadır.

Yazan: Kürekçi, Antrenör ve Yönetici Selim Yalçın